% 0,6 ile katılım, rekor mudur?
Haziran 16, 2006
Mediacat yazmış: "Türkiye'den Cannes'e rekor katılım"
Kristal Elma'nın bitmek bilmeyen tartışmaları arasında, Cannes haberi görmenin mutluluğunu yaşadım. Başlık da vurucu! Acaba ne oldu da rekor kırmıştık, merakladım ve gördüm ki; toplam 24.862 çalışmanın gönderildiği Cannes Lions'a, 151 çalışma ile katılıyormuşuz.
Yüzdeye vurunca 165'de 1, yani 100'de 0,6 çalışma ile katılıyoruz ve rekor kırıyoruz. Rakamı az bulunca, en çok katılım bizden oluyor zannediyorum o da değil. Aksine kırdığımız sadece kendi rekorumuz. Geçen senelere göre gönderilen çalışmaların sayısı artmış o kadar. Kaldı ki zaten toplamdaki çalışma sayısı da artmış doğal olarak. Yani ortada rekor felan yok. Aklıma geçen seneki yarışmaya, Ali Taran'ın jüri olarak katılmasını bir kahramanlık edası ile anlatması geldi, haberi okuyunca.. Cannes Lions'a katılımın, Eurovision tadında sunulması da ne kadar ilginç oluyor..
Eğer bir rekorla övünülecekse, Cannes Lions'ta ödül alacak olan çalışmaların çokluğu ile övünmeyi yeğlerim, %0,6'lık katılımı rekor olarak sunmakla değil.
Kristal Elma için dipnot: Şundan eminim; reklam iş amacına hizmet ediyorsa başarılıdır, yaratıcılığı ile değil.
Güzel günler sizin olsun.
Türkçe Olimpiyatı, Myshowland ve yeni ismi
Haziran 9, 2006
Hürriyet'te, Mehmet Y.Yılmaz'dan öğrenmiştim; Eski Mydonose yeni adıyla MyShowland'de Türkçe Olimpiyatı yapılacakmış. Yılmaz, yazısında özellikle, olimpiyat yerine doğrusu olan olimpiyad kelimesini kullanma hassasiyetine rağmen, organizasyonun yapılacağını yerin Türkçe olmamasından dem vuruyordu. Sonra bir özeleştiri yapıp, Hürriyet'te pazar günü yayınlanan yeni yapıların reklamlarına baktığınızda Türkçe isim bulamayacağımızı belirtiyordu. Ataköy sahil yolunda araçla giderken, sağ tarafa yön gösteren tabelalardaki isimler geldi aklıma..
Organizasyonu yapanlar, böyle büyük bir yarışma için tabii ki, büyük bir mekan arıyorlar ve Avrupa'nın en büyük gösteri ve kongre salonu olan MyShowland'ı buluyorlar. Bu aşamada organizatörlerin isim konusunda yapabilecekleri birşey olmuyor tabi. İşte bu noktada bugün Zaman'dan öğrendiğime göre Myshowland'in sahibi Mustafa Özbey, devreye giriyor ve Myshowland'in adını "İstanbul Gösteri ve Kongre Salonu" şeklinde değiştirerek müthiş bir jest yapıyor. İlk kez Sultans of the Dance'in büyüleyici gösterisi için gittiğim bu güzel mekan, böylelikle kendine yakışır bir isme sahip oluyor. Ve en önemlisi, isimden dolayı organizasyona katılmayacağını açıklayan Türk Dil Kurumu Başkanı Ş.Haluk Akalın'ın, isim değişikliği dolayısıyla katılacağını açıklaması ve Mustafa Özbey'e onur ödülünü vereceklerini açıklaması..
Hadisenin bana dönük tarafı, bu değişiklik ile mekanın ve sahibinin, gönlümü kazanmış olması.. Dilimizin bekası ve bozulmaması adına bu hassasiyeti göstermek herkesin vazifesi olmalı..
Pidesiz, ama tadı damakta kalan son ders
Haziran 6, 2006
Bugün, Ali Saydam'ın, hem bu dönemdeki hem de İstanbul Üniversitesi'ndeki son dersiydi. Son öğrencileri olmanın sevincini ve gitmesinin üzüntüsünü bir arada yaşadık. Normalde sene sonu derslerinde pide ısmarladığını duymuştuk ama onun yerien tüm öğrencilerinin ellerini sıkıp, başarılar dileyerek ayrıldı aramızdan..
Derste geçti; Kültür ve değerlere uygun davranılmazsa, yapılan hiçbir yerde kabul görmüyor. Van'ın Muradiye ilçesinde İsviçre'li bir turiste, eşinin gözü önünde 6 kişi tecavüz ediyor ve Zanlılar yakalanınca, Muradiye halkı, linç girişimindi bulunuyor. (Haber)
1.Türk insanı misafirperverdir.
2.Muradiyeliler, ilçelerinin isminin kötü olayla anılmasını istemiyor.
3.Tecavüz gibi, asla kabul görmeyecek bir davranışa pirim vermiyorlar.
İletişim Yönetiminde de böyle değil mi? "Ne yaparsanız yapın, hedef kitlenin değerlerine saygı göstermek zorundasınız. Yoksa çuvallarsınız." diyordu son dersinde Sevgili Ali Saydam.
Teşekkürler hocam..
Basın kime hizmet ediyor?
Mayıs 22, 2006
Bu ülkenin tarihine doğru kısa bir araştırma yapıldığında karşılaşılan manzara şu olacaktır: Ne zaman ki ekonomik istikrar sağlanmış, ülke gergin bir ortama sokulmuş ve istikrarda başa dönülmüş. Ekonomi 3 yıl iyi gitmiş, bir olay sebebiyle 2 yıl toparlanamamış, 5 yılda düzelmiş, yine meçhul failler sebebiyle 4 yıl sıkıntı çekilmiş. Bu fasit dairede dönülmüş durmuş. “-mış”lı geçmiş zaman kullanıp masal gibi anlatmamın sebebi milletimizin unutkan hafızasına göndermedir. Aslında, yazımın sebebi olan gazetecilerin hafızasına göndermedir.
Son büyük krizden sonra ekonomi düzelmiş ve istikrar sağlanmış, yatırımcının kendine güveni gelmiş. Hükümet, Avrupa Birliği ile iyi bir noktaya gelmiş, yavaş da gidilse bir ilerleyiş söz konusu. Tam bu sırada, bir iyiye gidişten söz edilirken, bir piyon çıkıyor, bu ülkenin yumuşak karnı olan bir mesele üzerinden, Danıştay’a silahlı saldırıda bulunuyor. Basın kavramının içini işgal etmekten öte gitmeyen adı büyük gazeteler, olayın ilk dakikalarında yalan-yanlış haberlerle halkı infiale götürücü yayınlar yapan televizyoncu kardeşlerine özenip, aradan saatler geçmesine rağmen baskıya giren haberlerinde vahim hatalar yapıyorlar. Sonradan arkadaşları ve komşuları tarafından yalanlanan ifadeler yer alıyor ertesi günün gazetelerinde.. Neymiş “allahu ekber diye bağırmış, yok efendim nizamı alemciymiş, koyu dindarmış” şeklindeki ifadeler boca ediliyor gazete sütunlarına.. hem de laiklik hesabına..
Her fırsatta kendine pay çıkarma derdinde olan muhalefetin başındaki zat, itidal çağrısı yerine “siyasete kan bulaşmıştır” şeklinde zekaüstü bir çıkarım yapıyor. Olaylarla ilgili, hep takdir ettiğim yorumlarda bulunan Genelkurmay Başkanımız, halka “eylemlere devam” anlamına gelebilecek bir tavsiyede bulunuyor. Üniveristelerdeki problemlere çözüm adına çabalaması gereken adama ne düşüyorsa, çıkıyor bir YÖK Başkanı, her hadiseyi aynı kapıya çıkarıp nasıl yorumluyorsa -google’dan kısa bir araştırma yapın siz de göreceksiniz- , aynı şekilde mevcut düzeni yıkmaya kalkışmaktan dem vuruyor. Danıştay Başkan Vekili de saldırıya türbana bağlayıp amaca hizmet ediyor. Sonra cenaze oluyor, siyaset adamlarının tümüne, çok uyumlu bir şekilde koro halinde tepki gösteriliyor, meydana asker gelince de, mesaj şeklinde bir tezahürat yapılıyor.. Ardından gazeteler ve titri, köşe yazarı olan zevatlar, hadiseyi laik anti-laik çatışmasına hizmet eder şekilde yorumluyor, askere selam durup hükümete kusuyor kinini, rejim çığırtkanlığı yapıp, kaosa sürüklüyor milleti farkında olarak veya olmadan.. En komiğime giden de şu oluyor: Bu adı büyük gazeteler, doğru söylediklerini ima eder şekilde Avrupanın bulvar basınından pasajlar sunuyor bak bunlar da “rejime yönelik hadiseler oluyor” şeklinde yorumladı diye.. Oysa o gazeteler de zaten kendilerinden alıyor haberi ama halkla böyle sunuyorlar işte, yiyelim diye.. Sürekli rejim çığırtkanlığı ile tehlikeyi fark etmemizi isteyen bir gazete de nemalanıyor hadiseden. “Saldırı Cumhuriyetedir” diyor ikili bir ifade ile..
Bu sırada, eski bir Başbakan rahatsızlanıp hastaneye kaldırılıyor, onca olayın arkasına Akşam denen gazete, “Karaoğlan artık aramızda yok” diye başlık atıyor haberine.. Ölmeden öldürülüyor, tuz biber niyetine.. Tüm bunların arasında, Hürriyet “Yaşam” sayfalarında bir kadının hastalığını şöyle basıyor gazete denen kağıt parçasının üzerine “Çim biçerken bile orgazm olan kadın”. Bu durumda bize, ağlamak mı düşüyor, gülmek mi, bilmiyorum..
Sonra birileri seyrediyor televizyonlardan yaptıklarını.. Amacına hizmet eden açıklamalardan zevk alıyor, itidal çağrılarından hoşlanmıyor. Köşelerde yazılanları ilgiyle takip ediyor. İstiyorlar ki ekonomik bunalım olsun, halk kendine güvenini kaybetsin, sıcak para yastık altına dönsün, yatırımcı korkudan girişimde bulunmasın, ülke büyümesin, koyu bulutlar hiç gitmesin, bu ülkenin evladı, bu ülkenin başına geçmesin!
Bu günler de geçer, ülke geriye dönülmeyecek bir düzlüğe erişir, o zaman vaktidir arşivleri karıştırıp bir kez daha ibret almanın.. Zaten seyirciler bilmektedir bilmem kaçıncı kez tekrarı oynanan oyunun sonunu. Bir de bunu oyuncular fark etse!.. Ölen Danıştay 2.Daire Üyesi’ne Allah rahmet eylesin, akrabalarına ve dostlarına da sabır versin. Umarım basın da, daha geçen günlerde yer verdiği andıç hadiseleri ve bir medya patronunun itiraflarında ibret alır da aynı hataya bilmem kaç defa daha düşmez..
Güzel günler sizin olsun.
Saat 20:45, Şampiyon Galatasaray
Mayıs 14, 2006
Mayıs ayı okuma listesi
Mayıs 7, 2006
Daha önce alıp da, okuyamadığım kitapların yanına iki yeni kitap daha ekledim. Listedekilerden birkaçını okuduktan sonra değerlendirmesini yapmayı düşünüyorum:
Promo-İlişkisel Pazarlamadan Efsaneleşmiş Örnekler - Yves Kergrohenn - Rota Yayın
Ahmet Hamdi Tanpınar - Beş Şehir - Dergah Yayınları
Kadife Karanlık - 21.yy İletişim Çağını Aydınlatan Kuramcılar
Emotional Design - Donal A.Norman
Gösteri Peygamberi: Chuck Palahniuk Ayrıntı Yayınları
Teknoloji Kimin Umurunda!
Mayıs 7, 2006
Altıüstü sitesindeki yazılarından tanıdığımız Mehmet Doğan, kitabını bitirmiş ve kitap ideefixe'de satışa çıkmış.
Kitabın konusunun ne olduğunu, içeriğini, nasıl bir metodla kaleme alındığını ve yazarını anlatacak değilim. Çok merak ediyorsanız, onu kendi sayfasından öğrenebilirsiniz; buyrun!
Beni kitaba bağlayan olaydan bahseceğim; Kitap, yazarın kendi sitesindeki yazılardan müteşekkil. Bu yazılar da yoruma açık ve isteyen yorum ekleyebiliyor. Kitabın yazarı Mehmet Doğan, şöyle birşey yapıyor: Kitap çıkana kadar yorum ekleyen herkesin ismini, kitabın başında yazarak, onlara teşekkür ediyor! Yenilikçi ve yaratıcı. Yorumla katkıda bulunanlar için ise harika bir jest. Bence yeterli!
İletişim çağında yaşadığına inanan herkes, eminim kendisi için birşeyler bulacaktır.
4 yılda değişen ne oldu?
Mayıs 4, 2006
ilef'in (Ankara İletişim) Reklam Atölyesi açılalı tam 4 yıl olmuş. Buradan, 4 yıl önceki ilef.net web sitesini inceleyebilirsiniz. Şimdi ne kadar aktif ve beğeniliyorsa, aslında 4 yıl önce de aynı imiş. Bir de o tarihlerde bizim fakültemizin resmi web sitesini görmeye ne dersiniz: Buyrun!
Bugüne dönelim: ilef.net ve istanbul.edu.tr/iletisim. Aslında fark yine aynı. 4 yıl önce ilef, ne kadar hareketli ise bugün de öyle. Ve biz İstanbul İletişim'li öğrenciler, 4 yıl önce internetten ne kadar faydalınıyorsak, bugün de değişen elle tutulur birşey göremiyorum ben!
İÜ İletişim’de Reklam Yarışması
Mayıs 4, 2006
İstanbul İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü olarak bir “reklam konkurumuz” varmış. Hatta görüşmelerine katılmasam da beni de bir gruba katmışlar. Merak ettiğim şu; “hangi konuda, ne şekilde, hangi mecrada yapılacağı hakkında en ufak bir bilgi yer almadan nasıl bir yarışma yapılıyor? Katılımcılar neye göre katılıyor? Acaba herkes benim gibi bir gruba iliştirilerek yarışma mı düzenleniyor?”
Ne olduğunu Bölüm öğrencisi olarak ben bilmiyorum ama ümit ediyorum, bölüm için faydalı bir yarışma olsun.
İlgili Bağlantı: HitDuyuru (Bu da ayrı bir sitemiz!)
Web sitemizi yenilemişiz, hem de rengârenk olmuşuz!
Mayıs 3, 2006
Web sitemizi yenilemişiz, hem de rengarenk olmuşuz!: Buyrun buradan yakın.
Senelerce hedef kitlenin ne olduğunun anlatıldığı bir fakültenin, web sitesi yapılırken herhangi bir öğrencinin düşüncelerine başvurmadıklarına inanmak istemiyorum. Üzgünüm ki, bu web sitesi bana hitap etmiyor!
Ben web sitemde;
Şifremi girerek ders notlarımı görmek istiyorum.
Açıklanan vizeleri görmek istiyorum.
Ders hocalarımla mesajlaşmak istiyorum.
Sadece kar tatillerini değil, her türlü duyuruyu görmek istiyorum.
3 yıl öncesinin ders içeriklerini görmek istemiyorum.
Danışman hocama danışmak istiyorum.
Ayrı bir blog açma ihtiyacı duymayacağım, bana özel bir sayfa istiyorum.
Diğer öğrencilerle irtibat kuracağım ortamlar istiyorum.
Her yeni tasarımda adı olan ama içi yıllardır doldurulmayan sayfalar istemiyorum.
Öğretim görevlerinin sadece adını değil en azından kendileri hakkında kısa bir bilgi de olmasını istiyorum.
Her defasında sadece şeklin değiştiği, içeriğe dokunulmadığı web siteleri istemiyorum.
Kendime ait bir e-posta istiyorum.
İdari personel listesi olduğu gibi, öğrenci listelerinin de olmasını istiyorum.
Madem Akademedya gibi bir birimimiz var, araştırma sonuçlarını da görmek istiyorum.
Madem İletişim Kulübümüz var, faaliyetlerini de görmek istiyorum.
Sadece radyoyu değil, televizyonu da, internetten takip etmek istiyorum.
Madem bir haber ajansımız var, 2-3 gün önceki haberleri değil, yeni haberleri okumak istiyorum.
55.yıla özel yıllık yapılmış. Ben öğrenci olarak temin edemedim. Ama en azından fotoğrafları internette görmek istiyorum.
Örnek Halkla İlişkiler Kampanyaları görmek istiyorum. Yoksa eğer ben kampanya örneği eklemek istiyorum.
Son çıkan reklamları tartışacak ortam istiyorum.
Güncel meseleleri gazetecilik ekseninde tartışmak istiyorum.
Yeni çıkan filmleri tartışmak, yaptığım kısa filmleri paylaşmak istiyorum.
Sadece okuduğum, baktığım site değil, katkıda bulunduğum, elimdekileri paylaştığım, bilmediğimi öğrendiğim, bildiklerimi anlattığım, üniversitemle gurur duyduğum bir web sitesi istiyorum.
Eğer siteyi benim için yapıyorsanız, ben böyle istiyorum, yok kendiniz için yapıyorsanız, sizi tebrik ediyorum; zira renk aparatı ile görünümü şenlendiren, rengârenk bir siteniz olmuş.




