Geçmiş zaman olur ki..
Temmuz 19, 2006
A.Selim Tuncer, Şahin Tekgündüz için “reklam sektörünün eskilerinden, birikimli, dürüst, temiz kalpli aksi bir ihtiyardır o” diyor.
Benim okuduğum kadarıyla, o bir iletişim mezunu ve iletişimin birçok dalına emek veren biri. Kendisini bugüne kadar, Türkçe hassasiyeti üzerine yazdığı “eşekarısı” blogundan takip ettik. Şimdi ise, Mah-Zen adı altındaki blogunda, yıllanmış anılarını yazıyor.
Tekgündüz, “İletişim öğrenimi tam 41 yıl önce başlamıştı..” başlıklı yazısında, Türkiye’deki iletişim eğitimi tarihinden bahsediyor. Takip edilecekler arasına eklenmesi gereken bir blog..
ÖSS açıklandı; İletişim Fakültesi tercih edenlere tavsiyeler
Temmuz 19, 2006
Uzun uzun yazılarla, İletişim Fakültesi’nde okumak isteyenleri, yanlış yönlendirmek istemiyorum. Benim tek başına yapacak değerlendirmem, bir İletişim Fakültesi öğrencisi olarak objektif olamayacağı için “Ekşisözlük”teki yazarların değerlendirmelerini paylaşmayı daha uygun buldum.
Beklentilerinizi iyi belirleyin, iyi araştırın, tercih etmek istediğiniz fakülteyi 4 yıl okumadan önce gidin gezin, internet sitelerinden akademisyenleri ile dahi iletişim kurabilirsiniz deneyin ve özellikle okuyan ve mezun olanlarla irtibat kurmaya çalışın.
Ekşisözlük bağlantıları:
Türkiye’deki İletişim Fakülteleri
bir de şu var:
Yaz göründü, stajyerler fora!
Temmuz 6, 2006
İletişim fakültelerinden mezun olan öğrencilerin makus talihidir uzun süreli stajyerlik. Bir ara google’da iletişim ve stajyerlik kelimeleri ile arama yapmıştım, çıkan sonuçların neredeyse yarısı bir memnuniyetsizlik içeren yazılardan oluşuyordu. 4 yıllık eğitimle alakasız işlerde istihdam, maaşsız emek, aylar süren deneme süreçleri vs.vs.
Bir arkadaşım anlatmıştı; bir organizasyon için zarfları ayarlıyorlarmış, içeri giren bir görevli, onu o halde görünce şöyle hitap etmiş: “Seni matbaadan gönderdiler değil mi?” Bu insan 4 yıl Halkla İlişkiler ve Tanıtım okumuş. Radyo Tv’den ve Gazetecilikten mezun olanlar da pek farklı değil. Habere gitmek isteyenleri, sigortasızsın, başına birşey gelir diye göndermiyenler olduğunu bizzat arkadaşlarımdan duydum.
Peki kim yapar asıl işi? Esas oğlan, büyük üniversitelerin diğer bölümlerinden mezun olup, iletişim alanında istihdam olmak isteyendir. İletişim mezunu da onların stajyeri.
TBWA/Istanbul’un, geçtiğimiz yıllarda yaptığı bir afiş çalışması vardı; yumruk yiyen bir öğrenci fotoğrafı ve atılan yumruğun üzerinde şöyle bir ifade: STTTAAAJJJJJ. Bir dönem elimizden bırakmadığımız çizgi-roman karakterlerinden fırlayan bir görüntü sanki.
Bu yıl ki çalışmaları daha da ilginç; demirden bir kafes vce üzerinde bir yazı: STAJYER
Stajyerler nasıl, iyi mi?
Pidesiz, ama tadı damakta kalan son ders
Haziran 6, 2006
Bugün, Ali Saydam'ın, hem bu dönemdeki hem de İstanbul Üniversitesi'ndeki son dersiydi. Son öğrencileri olmanın sevincini ve gitmesinin üzüntüsünü bir arada yaşadık. Normalde sene sonu derslerinde pide ısmarladığını duymuştuk ama onun yerien tüm öğrencilerinin ellerini sıkıp, başarılar dileyerek ayrıldı aramızdan..
Derste geçti; Kültür ve değerlere uygun davranılmazsa, yapılan hiçbir yerde kabul görmüyor. Van'ın Muradiye ilçesinde İsviçre'li bir turiste, eşinin gözü önünde 6 kişi tecavüz ediyor ve Zanlılar yakalanınca, Muradiye halkı, linç girişimindi bulunuyor. (Haber)
1.Türk insanı misafirperverdir.
2.Muradiyeliler, ilçelerinin isminin kötü olayla anılmasını istemiyor.
3.Tecavüz gibi, asla kabul görmeyecek bir davranışa pirim vermiyorlar.
İletişim Yönetiminde de böyle değil mi? "Ne yaparsanız yapın, hedef kitlenin değerlerine saygı göstermek zorundasınız. Yoksa çuvallarsınız." diyordu son dersinde Sevgili Ali Saydam.
Teşekkürler hocam..
4 yılda değişen ne oldu?
Mayıs 4, 2006
ilef'in (Ankara İletişim) Reklam Atölyesi açılalı tam 4 yıl olmuş. Buradan, 4 yıl önceki ilef.net web sitesini inceleyebilirsiniz. Şimdi ne kadar aktif ve beğeniliyorsa, aslında 4 yıl önce de aynı imiş. Bir de o tarihlerde bizim fakültemizin resmi web sitesini görmeye ne dersiniz: Buyrun!
Bugüne dönelim: ilef.net ve istanbul.edu.tr/iletisim. Aslında fark yine aynı. 4 yıl önce ilef, ne kadar hareketli ise bugün de öyle. Ve biz İstanbul İletişim'li öğrenciler, 4 yıl önce internetten ne kadar faydalınıyorsak, bugün de değişen elle tutulur birşey göremiyorum ben!
İÜ İletişim’de Reklam Yarışması
Mayıs 4, 2006
İstanbul İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü olarak bir “reklam konkurumuz” varmış. Hatta görüşmelerine katılmasam da beni de bir gruba katmışlar. Merak ettiğim şu; “hangi konuda, ne şekilde, hangi mecrada yapılacağı hakkında en ufak bir bilgi yer almadan nasıl bir yarışma yapılıyor? Katılımcılar neye göre katılıyor? Acaba herkes benim gibi bir gruba iliştirilerek yarışma mı düzenleniyor?”
Ne olduğunu Bölüm öğrencisi olarak ben bilmiyorum ama ümit ediyorum, bölüm için faydalı bir yarışma olsun.
İlgili Bağlantı: HitDuyuru (Bu da ayrı bir sitemiz!)
Web sitemizi yenilemişiz, hem de rengârenk olmuşuz!
Mayıs 3, 2006
Web sitemizi yenilemişiz, hem de rengarenk olmuşuz!: Buyrun buradan yakın.
Senelerce hedef kitlenin ne olduğunun anlatıldığı bir fakültenin, web sitesi yapılırken herhangi bir öğrencinin düşüncelerine başvurmadıklarına inanmak istemiyorum. Üzgünüm ki, bu web sitesi bana hitap etmiyor!
Ben web sitemde;
Şifremi girerek ders notlarımı görmek istiyorum.
Açıklanan vizeleri görmek istiyorum.
Ders hocalarımla mesajlaşmak istiyorum.
Sadece kar tatillerini değil, her türlü duyuruyu görmek istiyorum.
3 yıl öncesinin ders içeriklerini görmek istemiyorum.
Danışman hocama danışmak istiyorum.
Ayrı bir blog açma ihtiyacı duymayacağım, bana özel bir sayfa istiyorum.
Diğer öğrencilerle irtibat kuracağım ortamlar istiyorum.
Her yeni tasarımda adı olan ama içi yıllardır doldurulmayan sayfalar istemiyorum.
Öğretim görevlerinin sadece adını değil en azından kendileri hakkında kısa bir bilgi de olmasını istiyorum.
Her defasında sadece şeklin değiştiği, içeriğe dokunulmadığı web siteleri istemiyorum.
Kendime ait bir e-posta istiyorum.
İdari personel listesi olduğu gibi, öğrenci listelerinin de olmasını istiyorum.
Madem Akademedya gibi bir birimimiz var, araştırma sonuçlarını da görmek istiyorum.
Madem İletişim Kulübümüz var, faaliyetlerini de görmek istiyorum.
Sadece radyoyu değil, televizyonu da, internetten takip etmek istiyorum.
Madem bir haber ajansımız var, 2-3 gün önceki haberleri değil, yeni haberleri okumak istiyorum.
55.yıla özel yıllık yapılmış. Ben öğrenci olarak temin edemedim. Ama en azından fotoğrafları internette görmek istiyorum.
Örnek Halkla İlişkiler Kampanyaları görmek istiyorum. Yoksa eğer ben kampanya örneği eklemek istiyorum.
Son çıkan reklamları tartışacak ortam istiyorum.
Güncel meseleleri gazetecilik ekseninde tartışmak istiyorum.
Yeni çıkan filmleri tartışmak, yaptığım kısa filmleri paylaşmak istiyorum.
Sadece okuduğum, baktığım site değil, katkıda bulunduğum, elimdekileri paylaştığım, bilmediğimi öğrendiğim, bildiklerimi anlattığım, üniversitemle gurur duyduğum bir web sitesi istiyorum.
Eğer siteyi benim için yapıyorsanız, ben böyle istiyorum, yok kendiniz için yapıyorsanız, sizi tebrik ediyorum; zira renk aparatı ile görünümü şenlendiren, rengârenk bir siteniz olmuş.
Bir Üniversiteli, Üniversitesinden ne bekler?
Nisan 27, 2006
Üniversitemin anfia e-posta grubunda geçen bir tartışma üzerine yazılan yazı'dan:
Sevgili Aytekin,
Size, şu an İletişim Fakültesi öğrencisi olan, adı bende saklı bir dostumun, okulu kazandığında ve okula ilk geldiğindeki izlenimlerini aktarmak istiyorum:
"Bölümüm, İlk tercihimdi zaten tüm tercihlerim İletişim Fakültesi bölümlerinden. O kadar ki, kazanamama ihtimalim olsa dahi, başka bölüm, başka fakülte yazmamıştım. Bölümümü serviyordum. Daha kazanmadan, günlerce reklam ve halkla ilişkiler forumları, siteleri, kitapları arasında vakit geçiriyordum ve hiç sıkılmıyordum. Ama işin garip yanı kazandığım üniversiteme hiç gitmemiştim. Hep hayalini kurduğum o İstanbul Üniversitesi girişindeki yapı, ayrı bir anlam kazandırıyordu düşüncelerime. Nihayet kayıt sonrası fakülteme gittim. Meğer üniversite o yapının arkasında, içinde değilmiş. Neyse tarifle öğrendim ve buldum. "İletişim Fakültesi Stüdyoları" tabelasından içeri girdim. Meğer burada Hukuk öğrencileri varmış, ne alaka ise anlamadım. Asıl binayı buldum.. Güzel bahçe düzenlemesinin arasından savaş kazanan mağrur bir komutan edasında süzülürken, kendisini başvuru kitapçığından tanıdığım Sevgili Rektörümüzü gördüm. Selam verdim ve selamımı alarak yanımdan geçti. "Öğrencilerle iç içe, samimi bir rektör" deyip, güvenin doruğunda bir halet-i ruhiye ile içeri girdim. O Rektör Bey ki, bir öğrencinin ben mezun oluyorum ve bir yönetmen olmakla hiç alakam yok sitemine, yönetmen olmak istiyorsan Paris'teki falanca üniversitede okuyacaktan gibi bir laf ederek beni çok üzmüştü. Neyse sonrasında, Beni okulda karşılayan herkesi olduğu gibi beko televizyonlardı. İnanın ilk düşündüğüm şu oldu; televizyonların birisi sadece reklam yayınlar, diğeri cnn vs. gibi haber yayını yapar, diğeri okulun televizyonudur vs. vs. Beklenti meselesi bu. Lise mezunu bir öğrenci hayallerine sınır tanımıyor neticede. Görüyor ki tüm televizyonlar ulusal kanalları yayınlıyor. Bir tanesi de okulun televizyonunu gösteriyor ama ne seyredilecek yayın var ne de cazip bir görüntü. İşin en ironik yanı, zaten sadece popüler bilginin ayyuka çıktığı dimağları yetiştiren iletişim fakültesi, binasındaki televizyonlarda da, öğrencilerin okulda olduğu saatlere denk gelen, devrin sözüm ona genel kültürüne hitap eden, "biri bizi gözetliyor, sabah sabah seda sayan, benimle dans eder misin, esra ceyhan nerdesin!" tarzındaki yayınlara maruz kalıyordu. Aslında maruz kalmıyor, seyreden bundan büyük bir haz alıyordu!
Öğrenci işleri, -işini yapan ablalarıma teşekkür ederim- bırakın internetten yazmayı halen içeride aktif daktilo kullanılmasından tutun el yazması kağıtlarla duyuru yaptıkları oluyordu. İlk geldiğimde panoları incelediğimde, 2003 girişliyim, 2001 yılının sınav sonuçları duruyordu. Neyin nerde asılı olduğunu bulmak zaten tam bir işkence."
Böyle devam ediyordu. Eminim bu ifadelerdeki ruh halini bilirsiniz. Ben, içine kendi hislerimde karıştığını farkettiğim için yazmayı durdurdum.
Bir üniversiteli, üniversitesinden ne bekler? İşte buna alacağınız cevapların karşılığını, bizim fakülteden yüzdelik dilime vursanız %10'dan fazla alamazsınız. Zaten asıl mesele, öğrencinin ne beklediğini bulması değil, inanın bu böyledir; zira beklentileri karşılasa orası para karşılığı hizmet aldığı bir şirketten başka birşey olmaz. Orası ona beklentisinden kat kat fazlasını verebilecek, ona mevcut şartlar nazarında ufuk kazandıracak bir mekan, mekandan da öte, mekanla sınırlanamayacak (birşey!) olmalı.
Çok mu şey istiyoruz acaba?
E-Posta grubunda, 300küsür öğrenciden ortalama günde sadece 1 e-posta alıyoruz. İşte problemin oluşturduğu sonucu burada görebiliriz. Öğrenci, donanımlı olmayabilir ama okulun ivme kazandırması ile harekete geçmeli değil mi? Ne okul ivme kazandırıyor, ne de öğrenci adım atıyor.
Ya Adım atanlar, atmaya çabalayanlar, hep beraber yapma fikir sancısı çekenler? Ümitlerini kursağında bırakırcasına bir karşılık görüyorlar ki, sanırsınız toplumu bir günaha davet ettiniz ve onlar da doğal olarak karşı çıktı! Buyrun isterseniz iletisimhatti'nin arşivini inceleyin. Birkaç Aytekin'de orada bulacaksınız!
Hasılı, günahınız size kalsın Aytekin dostum, siz, şeytanınızla hem dem olunuz ama şunu bilin ki, siz istediğiniz kadar uğraşın biz böyle cennete gireceğimize eminiz diyen bir güruh var karşınızda!
İletişim Fakültesi mezunları ne iş yapar?
Nisan 22, 2006
Zaman Gazetesi, Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, bugün Gelişim Platformu'nun konuğuydu. Vizelerin bitmesinin rahatlığı ile ben de GP'nin yolunu tuttum. Mekanın ferahlığı ve Dumanlı'nın samimi tavırları ile güzel bir söyleşi oldu. Konu genel olarak; basında benzeşme, televizyon gazeteciliği ile basılı medya, medya-istikrar ilişkisi ve medyada etik üzerineydi.
Söyleşinin İletişim Fakülteleri ile alakalı kısımlarını aktarmak istiyorum: Yanıbaşımızda bir savaş oldu/oluyor, Türk basını savaş haberleri konusunda nasıl bir tavır takındı? Ne kadar doğru, ne kadar yanlış, ne kadar yönlendirici haber yayınlandığına dair İletişim Fakültelerinden bir araştırma duymadığını söylüyor, Ekrem Dumanlı.
İletişim Fakülteleri'nden gelen öğrencilerin, kendileri için yeterli donanıma sahip olmadıklarını, buna karşılık Boğaziçi, ODTÜ gibi üniversitelerin SBF, Sosyoloji, Psikoloji gibi bölümlerinden mezun öğrencileri tercih ettiklerini lakin bu öğrencilerin de medya sektörüne pek ilgi duymadıklarını söylüyor.
"Bir tıp sektörü düşünün doktorların %80'i farklı mesleklerden!"
Sektörle alakalı neredeyse hiç ders almayan bir sosyoloji öğrencisi, biz iletişim fakülteleri öğrencilerinden daha çok tercih ediliyorsa ve iletişim fakültesi öğrencileri olarak, yeterli eğitimi almadığımız düşünülüyorsa neden sayıları 40'ı bulan iletişim fakülteleri halen mantar gibi türemeye devam ediyor, anlamıyorum!
Her iletişim fakültesi senede ortalama 100 mezun verse, acaba ne kadarı sektörde yer ediniyordur, çok merak ediyorum. Böyle bir araştırma var mı bilmiyorum ama varsa sonuçları herhalde beklenenden pek de farklı değildir.
İstanbul İletişim olarak bloglanmışız ama..
Nisan 20, 2006
İÜ. İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölüm Başkanı Prof.Dr.Veysel Batmaz, benim yeni farkettiğim, kendi kontrolünde Vistilef adı altında bir dizi blog açmış: Vistilef, VistilefHaber, VistilefAkademik, VistilefHukuk.
Bir an görünce ümitlendim. 1.sınıftan bu yana biliyorum ki Veysel Hoca, yazılarını çoğunlukla internette yayınlar, ve anaakım medya için eleştirilerde bulunurdu. Bu minvalde yazılarını derlediği bir kitaba da Ertuğrul Özkök’ün siteminden ilham alan bir ismi uygun görmüştü: “Medyaya Düşman Yetiştiriyorum”
İnterneti yoğun kullanan Veysel Hoca’nın İletişim Fakültesi için internet ortamında çalışmalar yapması beni ümitlendirdi. Lakin siteleri incelediğimde Vistilef’in Öğretim Elemanları için kurulduğunu, VistilefAkademik’in Akademik makaleleri ihtiva ettiğini, VistilefHaber’in de özellikle İÜ.İletişim Fakültesi değil de iletişim ekseninde yer alabilecek her türden haberi/tartışmayı/makaleyi içerdiğini gördüm.
Darısı daha çok öğrencilerle ilişki kurma, onlara direkt faydalı olma adına yapılabilecek bir siteye artık..
Takıldığım ise, isimler oldu: Bugün internette dolaşan herhangi birisine iletişim fakültesi web sitesi sorsanız büyük ihtimal ilk olarak Ankara İletişim’in ilef adlı web sitesini söyleceklerdir. sonra belki gazi’nin ilet‘ini.. İletişim fakültesi’ne gelmeyi düşünen bir öğrenci, fakülteler arasında internette kısa bir araştırma yapsa, Ankara İletişim’i diğer fakültelerden ayrıştıran “ilef” adı ve harika web sitesi, öğrencinin tercihlerini etkileyecektir diye düşünüyorum.
Veysel Hoca da web sitesi ismindeki “istilef”i İstanbul İletişim Fakültesi’nin kısaltması olarak kullanmış kanımca. Lakin ilef, Ankara ile o kadar özdeşleşmiş ki istediği kadar başında ist veya kendi isminin ilk harfi midir, bilmiyorum artık vist olsun; ilef, insana Ankara İletişim’i çağrıştıyor. Veysel Hoca’da zaten sitenin linkler kısmında iletişim fakültelerinden kendi üniversitesinin web sitesi değil de sadece ilef’e yer vermiş!
Keşke, 3 senedir ufak makyajlar geçiren katalogdan farksız bir web sitesi yerine, ilef gibi alanında marka olma yolunda ilerleyen bir web sitemiz olsa, hadi yok bari olması adına öğrencilere fırsat verilse, teşvik edilse..

