Arkadaşına yenildiği için elindeki oyun kolunu yere atan bir çocuk, okul koridorlarında birbirini yumruklayan iki öğrenci, tipik bir ebeveyn kavgası, trafik kazası sonrası birbirine giren iki taraf ve hıncını alamayıp araçtan aldığı levye ile muhatabına saldıran adam, stadyumdaki iki takım taraftarının birbirlerine attığı meşaleler ve koltuklar, bu sırada arada ezilen bir taraftar, demokrasinin gelişme zemini, tartışmanın vitrini olan mecliste kavgaya tutuşan vekiller, yol kesip adam döven şehir eşkiyaları, parke taşlarını dahi söküp birbirine atabilecek kadar öfke dolu iki karşıt grup.. Arkasından dış ses:

- “Biz ne zaman ayrı düştük? Biz anlamaktan vazgeçtiğimiz zaman birbirimizden ayrı düştük. Tam anlamak için, tamamlamak için ne okuyorsanız okuyun, bir de zamanı okuyun.”

Zaman Gazetesi’nin son reklamından bahsediyorum. Son dönemde yapılan gazete reklamlarında çıtanın yükseldiği görülüyor. Özellikle Sabah Gazetesi’nin “Gerçekleri göstermek cesaret ister” sloganı ile yayınladığı reklam ve Yeni Şafak’ın reklamları sonrasında Zaman’ın 20.yılı için hazırlanan bu reklamda da kalite farkı gözleniyor.

Reklamda sahneler ne kadar tanıdık, ne kadar bildik. Youtube’da kısa bir araştırma ile benzer kareler bulunabilir. Tamam; ailenizde hiç tartışma olmuyor ve çok mutlu bir yaşantınız var diyelim veya hiçbir trafik kazası sonrası kimse size levye ile saldırmadı ya da çocuğunuzun okulundan hiçbir şikayet ya da kavga telefonu almadınız. Ama televizyon ekranlarında dönen; öğretmenini döven öğrencileri, öğlene kadar tüm kanalları işgal eden aile içi şiddet olaylarını, maganda terörü ile hiç olan hayatları, her hafta aşina olduğumuz futbol kavgalarını hatırlamıyor olamazsınız herhalde!

Belki eşini döven bir koca değiliz ama, trafikte sinir harbine girişip muhatabı ile tartışan insanız. Mecliste kavga eden bir vekil değiliz belki, ama futbolda yenilen takımı nedeniyle rakip takımı tutan arkadaşı ile söz dalaşına girişen taraftarız. Hasılı, biz bu tablonun içerisindeyiz..

Reklam’ın diğer gazete reklamlarından ayrılan yanı; salt gazetenin anlatılmasından ziyade “Biz neden bu tablonun içerisindeyiz?” onun sorgulandığını görüyoruz.

Google’da Zaman’ın sorduğu soruyu araştırıyorum: “Biz ne zaman ayrı düştük?“. Sonuç yok! (Sonradan Ekleme: Artık reklamın sonuçları yer alıyor. ai) Sahi daha önce hiç böyle bir soru sorulmuş muydu? Problemlerin çözümü adına kafa yoran zihinler, bu noktaya hiç değinmiş miydi? Kurtuluş Savaşı’nda memleketin her yerinden gelerek tek vücut olup vatanı kurtaran bu millet değil miydi? Düşmandan arındırılmış ama fakirlik ve cehalet sancısı ile kıvranan ama o şartlarda dahi vatanın kalkınması için elele veren yine bu millet değil miydi? Ortak ilgi alanlarından biri olan futboldan örnek vereyim: Yaşı çok değil 50′lere gelmiş futbolseverlerden duymuşuzdur eskiden tribünlerdeki birlikte maç seyretme hikayelerini.. Daha geçen hafta seyrettik Beşiktaş Fenerbahçe derbisinde aralarında polis olmasına rağmen yaşanan olayları..

İşte Zaman bunu soruyor ve bunun üzerine düşünmeye davet ediyor izleyicileri. Biz ne zaman ayrı düştük diyerek sosyal bir olguyu; toplumun özünde var olan birlikteliği hatırlatıyor ve bizden de hatırlamamızı istiyor.

Ekrem Dumanlı’nın haber verdiği diğer 3 reklamı merakla bekliyorum. Reklamı yapan Ogilvy‘nin ellerine, seslendiren Serra Yılmaz‘ın ağzına sağlık.

Gazete sayfaları arasında dikkat çeken bir reklam. Albenili, yandan çekilmiş bir otomobil fotoğrafı. Altında ise büyük puntolarla “Sadece xxx ytl’ye ona sahip olabilirsiniz.” yazısı. Bir arabaya bakıyorsunuz, bir de fiyata. Hani eskilerin dediği “vardır bu işin altında bir çapanoğlu” sözü aklınıza geliyor. Fiyatın üzerinde ufacık bir asterisk işareti görüyorsunuz. Hani şu 5 köşeli yıldızdan. Hani şu işte: “ * “. Fotoğraftaki otomobil mevcut modelin en donanımlısı. 6V’li 1.6 Motor, Jantlar bilmem kaç inç çelik. Tamponlar araç renginde. Renk zaten metalik. Camlardan göründüğü kadarıyla koltuk kılıfları ve döşemeler deri vs. Okuma gözlüklerinizi takıp asteriskin açıklamasını arayıp altta buluyorsunuz. Aşağıda Asteriskin karşısında ise şu yazıyor: ”1.2 Trend model için tavsiye edilen anahtar teslim fiyatıdır.” Yani, bir taksiciden öğrendiğim ifade ile fındık motor, araç renginde olmayan tamponlar, deri olması mümkün olmayan döşemeler, vs. vs. Anlık hayallerinizi erteliyor ve yarı kızgın, yarı kırgın bir ifade ile sayfayı çeviriyorsunuz.Tam sayfa ilan. “Siz ev sahibi olasınız diye zorladık, faizler düşük yaptı: 0.60”. Hemen üzerinde yine bir asterisk işareti. Ama, eski reklama göre biraz daha ümitlisiniz. Asteriskin karşısına, “şaka yaptık” yazacak halleri yok ya deyip, bankaların bile en fazla 0.98’e düştüğü konut kredilerinde, bir belediye iştiraki olan bu konutlarda, 0.60 faiz neden olmasın!  Binalar da güzel. Hemen bir hesap yapalım. Bankalar 300 ay vade yapıyordu. Biz 200 yapalım. Her ay 100 ytl verirsek evimiz oluyor. Oh ne rahat diye düşünürken, asteriske göz atmak aklınıza geliyor. Bakıyorsunuz ki yıldızın karşısında şu ifadeler yer alıyor: “24 aya kadar olan vadelerde geçerlidir.”Ben çok karşılaşıyorum bu tür hadiselerle arkadaşlar. Metin büyük puntolarla kullanılıyor ve dikkati çekiyor. Sonra okuyorsunuz, bakıyorsunuz hadise ilk göründüğü gibi değil. Yani bir alicengiz oyunu, bir dalavere ile iş yapılmaya çalışılıyor.En çarpıcısını Peugeot yapmıştı. “Ayda 206 ytl’ye 206, 307 ytl’ye 307”. Araştırıyorsunuz, ön ödeme ve ara ödemelerle acayip ilginç bir ödeme planı çıkıyor ortaya. Bu kampanya ile Peugeot ne kadar müşteri kazandı merak ediyorum. Hadisenin bir de şu boyutu var: Acaba, yapılan bu tür reklamlarla, marka sadakatine bir zarar söz konusu olabilir mi?Hasılı, Asterisk (*) sen nelere kadirsin, sen olmasan ne yapardı, seni oyun içinde oyun olan reklamlarda kullanan bu reklamcılar!  

Mediacat yazmış: "Türkiye'den Cannes'e rekor katılım"

Kristal Elma'nın bitmek bilmeyen tartışmaları arasında, Cannes haberi görmenin mutluluğunu yaşadım. Başlık da vurucu! Acaba ne oldu da rekor kırmıştık, merakladım ve gördüm ki; toplam 24.862 çalışmanın gönderildiği Cannes Lions'a, 151 çalışma ile katılıyormuşuz.

Yüzdeye vurunca 165'de 1, yani 100'de 0,6 çalışma ile katılıyoruz ve rekor kırıyoruz. Rakamı az bulunca, en çok katılım bizden oluyor zannediyorum o da değil. Aksine kırdığımız sadece kendi rekorumuz. Geçen senelere göre gönderilen çalışmaların sayısı artmış o kadar. Kaldı ki zaten toplamdaki çalışma sayısı da artmış doğal olarak. Yani ortada rekor felan yok. Aklıma geçen seneki yarışmaya, Ali Taran'ın jüri olarak katılmasını bir kahramanlık edası ile anlatması geldi, haberi okuyunca.. Cannes Lions'a katılımın, Eurovision tadında sunulması da ne kadar ilginç oluyor..

Eğer bir rekorla övünülecekse, Cannes Lions'ta ödül alacak olan çalışmaların çokluğu ile övünmeyi yeğlerim, %0,6'lık katılımı rekor olarak sunmakla değil.

Kristal Elma için dipnot: Şundan eminim; reklam iş amacına hizmet ediyorsa başarılıdır, yaratıcılığı ile değil.

Güzel günler sizin olsun.

Hürriyet'te, Mehmet Y.Yılmaz'dan öğrenmiştim; Eski Mydonose yeni adıyla MyShowland'de Türkçe Olimpiyatı yapılacakmış. Yılmaz, yazısında özellikle, olimpiyat yerine doğrusu olan olimpiyad kelimesini kullanma hassasiyetine rağmen, organizasyonun yapılacağını yerin Türkçe olmamasından dem vuruyordu. Sonra bir özeleştiri yapıp, Hürriyet'te pazar günü yayınlanan yeni yapıların reklamlarına baktığınızda Türkçe isim bulamayacağımızı belirtiyordu. Ataköy sahil yolunda araçla giderken, sağ tarafa yön gösteren tabelalardaki isimler geldi aklıma..

Organizasyonu yapanlar, böyle büyük bir yarışma için tabii ki, büyük bir mekan arıyorlar ve Avrupa'nın en büyük gösteri ve kongre salonu olan MyShowland'ı buluyorlar. Bu aşamada organizatörlerin isim konusunda yapabilecekleri birşey olmuyor tabi. İşte bu noktada bugün Zaman'dan öğrendiğime göre Myshowland'in sahibi Mustafa Özbey, devreye giriyor ve Myshowland'in adını "İstanbul Gösteri ve Kongre Salonu" şeklinde değiştirerek müthiş bir jest yapıyor. İlk kez Sultans of the Dance'in büyüleyici gösterisi için gittiğim bu güzel mekan, böylelikle kendine yakışır bir isme sahip oluyor. Ve en önemlisi, isimden dolayı organizasyona katılmayacağını açıklayan Türk Dil Kurumu Başkanı Ş.Haluk Akalın'ın, isim değişikliği dolayısıyla katılacağını açıklaması ve Mustafa Özbey'e onur ödülünü vereceklerini açıklaması..

Hadisenin bana dönük tarafı, bu değişiklik ile mekanın ve sahibinin, gönlümü kazanmış olması.. Dilimizin bekası ve bozulmaması adına bu hassasiyeti göstermek herkesin vazifesi olmalı..

İstanbul İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü olarak bir “reklam konkurumuz” varmış. Hatta görüşmelerine katılmasam da beni de bir gruba katmışlar.  Merak ettiğim şu; “hangi konuda, ne şekilde, hangi mecrada yapılacağı hakkında en ufak bir bilgi yer almadan nasıl bir yarışma yapılıyor? Katılımcılar neye göre katılıyor? Acaba herkes benim gibi bir gruba iliştirilerek yarışma mı düzenleniyor?”

Ne olduğunu Bölüm öğrencisi olarak ben bilmiyorum ama ümit ediyorum, bölüm için faydalı bir yarışma olsun.

İlgili Bağlantı: HitDuyuru (Bu da ayrı bir sitemiz!)

"… Bay Taran’ın göğsünü gere gere ‘ben kitap okumam, zaten hayatta topu topu bir ya da iki kitap okumuşluğum var, hepsi o kadar!’ demesinin anlamı nedir? Hayatta büyük başarı sağlamış, reklamcılık alanında ‘milyon dolarlık’ bütçelerle dilediği gibi oynama imtiyazına sahip olmuş birinin, zaten kitap okumayan bir ülkede, bu açıklamayı yapması, bir ahlaki sorumsuzluk örneği değilse nedir? Bay Taran, onun gibi milyon dolarlarla oynayıp Dubai’deki bilmem kaç yıldızlı ‘Burj el Arap’ otelinde keyif çatmayı hayal eden milyonlarca genç insana, hiçbir entelektüel donanıma sahip olmadan da bunu elde edebilecekleri imajını vermiyor mu? Ali Taran, ‘büyüyünce mafya olmak istiyorum!’ diyen genç çocuğu özendiren TV dizilerinin olumsuz etkileri ne ise ‘kitap okumuyorum’ demenin de aynı ölçüde, ama bu defa kitap okuma konusunda caydırıcı ve olumsuz etkileri olabileceğinin, farkında değil midir? "

Ayşe Arman, merak edilen Reklamcı Ali Taran ile röportaj yapmış. - Ali Taran, hani şu; "kardeşim ben araştıma maraştırma anlamam, reklamı yaparım tutarsa tutar, tutmazsa tutmaz" diyen reklamcı. Bkz: Algılama Yönetimi/Ali Saydam - Önce röportajı okuyun. Sonra da Hilmi Yavuz'un eleştirisini .. sonra da Reklam Yazarları Derneği'nin, (RYD) kitap okuma üzerine yapılan 57. Copy Break Birincisi tasarımı inceleyebilirsiniz.

Okumuyoruz!