TV Cocuk“Sabah; evin annesi televizyonu açmış, kumandası elinde, koltuğuna kurulmuş, heyecanla ekrandaki tartışmayı seyrediyor. Yan odada olan çocuk, bağrışma seslerinden ürkmüş olacak ki koşar adım odaya giriyor ve gözü önce annesine takılıyor; anne; büyük bir heyacanla, kafası gövdesinden 50cm önde, ağzı açık, gözler faltaşı olmuş şekilde televizyona bakıyor, çocuğun içeri girdiğini ise henüz farketmiyor.

Annenin halini gören çocuk, annesinin gözlerinin baktığı yere, ekrana bakıyor ki, ağlayan bir kadın, “beni aldattı ama affettim, yetmedi çocuklarımla ortada bıraktı çekti gitti, -çocuklar da yanında, hiç de tanımadıkları görmedikleri bir ortam olan stüdyoya, annelerinin çaresizliği de eklenince ağlıyorlar- ne olur bana yardım edin hanfendi- diye inliyor. telefondan geldiği ve baba olduğu belli olan ses ise “hayır hanfendi öyle olmadı yalan söylüyor, çocuklarım üzerine yemin ediyorum. bu kadın var ya bu kadın tam bir şarlatan. çocuklara kötü örnek oluyor, onların kafalarını yıkıyor, onları kullanarak sizi kandırmaya çalışıyor vs.vs.” işte bu sırada televizyondan gözünü ayırabilen anne çocuğun odaya girdiğini ve hayretle kendisine baktığını farkedince, “git dersine çalış, eşşek sıpası seni” diyerek odasına kovuyor.. çocukların inlemesi, telefondaki adamın, “çocuklara kötü örnek oluyor, onların kafalarını yıkıyor, onları kullanıyor ve çocuklarım üzerine yemin ediyorum.” sözleri aklına geliyor. odasına giderken durumu anlamaya çalışıyor. sahi ne demek çocukları kullanıyor?

Akşam; baba eve gelmiş. İş yoğunluğu ve stres dolayısıyla yüzü askın ve sinirli. “Hanım hemen yemeği hazırla çok acıktım” diyor. Birlikte yenilen yemekte annenin aklından geçiyor. “Bu adam niye bu kadar geç geliyor eve.. yoksa.. ” aman sende.. yirmi yıllık kocam böyle birşey yapar mı? hem adam sabahtan akşama kadar çalışıyor” diyor kendi kendine. Belli ki aklına sabah seyrettiği aldatan koca gelmiş.. Yemekten sonra televizyona geçen adam, kanalları değiştiriyor ve bir yandan da söyleniyor; “başlamadı mı bu dizi?”. Reklamlar bitiyor, cıngıl arkadan yavaşça giriyor ve geçen haftanın özeti olan silahlı sahnelerin girizgahı ile dizi başlıyor. Adamın gözleri pür dikkat ekranda. Yan koltukta oturan anne ve çocuk da seyir halinde. Çatışma sahnelerinden biraz ürkse de, babasının bu sahnelerde “vay anasını, ne de hızlı çekti silahı, helal olsun” şeklindeki naralarından, kötü olanların kaybettiği ve iyi olanın kazandığını düşünüyor ve buna sevinmek istiyor. Sürüp giden dizi sonunda bitiyor ve son sahnedeki iki tarafın karşılaşmasının yarım kalması ile heyecan ertesi haftaya erteleniyor. Baba “haftaya kadar sabredeceğiz artık, bence kesin öldürürler bu bölümde.” şeklindeki tahminine çocuk biraz üzülse de artık ölüm lafına alışmış olacak ki pek takmıyor ve odasına geçiyor.

Yatma vakti geldiğinde, çocuğun odasına giren babası, kitaplarını düzenleyen çocuğu alnından öpüyor ve aslan oğlum benim, doktor oğlum, sen oku doktor olacaksın, benim akıllı evladım, hadi iyi geceler, yat da sabah okula geç kalma” diyerek öğüt verdiğini ve oğlunun doktor olması için onu motive ettiği düşünerek mutlu bir şekilde odasına gidiyor.

Çocuk kitaplarını toparlıyor ve yatağına yatıyor. Doktor olduğunu hayal ediyor, ah benden de ne güzel doktor olur diyor, derken dizilerde kötü insanları öldürmek için vurulan iyi insanlar geliyor aklına, onları kurtarmaya çalıştığını düşünüyor. Ne kadar da mutlu oluyor. Bu arada kötü adamlar da geliyor hastaneye, onlar da ölmemiş yaralılar, onları da kurtarmak istiyor ama onların kötü olduğunu düşünüyor, çelişkiye düşüyor. Çocuk aklı ile olsun, ben kurtarayım nasıl olsa iyi adamlar, daha iyi silahlarla onları tekrar vururlar diye geçiriyor aklından.. Arkasından sabahki adam geliyor aklına.. çocukların ağlaması.. biri tam da kendi yaşlarında idi. Adı neydi acaba.. Babası ne diyordu telefonda, annesi beyinlerini yıkıyor hem kötü örnek oluyor onlara.. Sahi ne demekti beyinlerini yıkamak.. Anne daha çok üzgün görünüyordu. Hem çocuklarda annelerine sıkı sıkı sarılmıştı. Neyse kafasının karıştığını farketti. Elbiselerim yıkanınca temiz oluyor. Beyin de yıkanınca temiz olur diye düşünüp çocukların annelerine hak verdi. Televizyondaki baba kötü adamdı ve akşam seyrettikleri dizideki iyi adamların onu öldürmesi gerektiğine karar verdi. Uykusu gelmişti. Daldı.

Şimdi bu çocuğun yerine kendimizi koyalım ve medyaokuryazarı olalım: Tıkla

karpTatilden dönerken, Kastamonu civarında, yol kenarında gördüğüm küçük bir kasabada mola verdim. Kasabanın manavından aldığım karpuzu kesmek için, bıçak ararken, bıçak, keser, tırpan gibi keskin aletler de satan bir dükkan gözüme ilişti ve elimdeki karpuzla gittim. Dükkanın önünde semt pazarcılarının tezgahlarına benzer bir tezgah, üzerinde özenle serilmiş renkli kumaştan bir bez ve onun üzerinde köy yerinde sanayi üretimi adına ihtiyaç olabilecek bir çok şey ve de güneşte parlayan, keskin olduğu her halinden belli bıçaklar görünüyordu.

Dükkan önündeki sohbete dalmış kişiler arasından, boynunu hafif eğerek bana bakan 55-60 yaşlarındaki sakallı amcanın dükkan sahibi olduğuna kanaat getirince seslendim: “Selamun Aleykum amca, bir bıçağa ihtiyacım var, hangisi iyidir?”

Tam olarak böyle miydi hatırlamıyorum ama aynı minvalde bir soru sordukran sonra yaşadığım olay, satış sürecine kapitalist yaklaşım çerçevesinde bakan, bu işin ucundan da olsa dersler gören biri olarak beni şaşırttı desem yanlış olmaz.

Amca, elimdeki karpuzu görünce, bıçakla karpuz keseceğimi anladı ve tezgahta duran bıçakları bir yana bırakıp, kemerine takılı olan deri kılıftan irice bir çakı çıkararak uzattı. Saf bir bakışla, gözümün içine bakarak şunları söyledi “Al evladım, bununla işini gör, bitirince getirirsin elbet”.

Sen sağolasın Rıza Emmi..

Geçmiş zaman olur ki..

Temmuz 19, 2006

A.Selim Tuncer, Şahin Tekgündüz için “reklam sektörünün eskilerinden, birikimli, dürüst, temiz kalpli aksi bir ihtiyardır o” diyor.

Benim okuduğum kadarıyla, o bir iletişim mezunu ve iletişimin birçok dalına emek veren biri. Kendisini bugüne kadar, Türkçe hassasiyeti üzerine yazdığı “eşekarısı” blogundan takip  ettik. Şimdi ise, Mah-Zen adı altındaki blogunda, yıllanmış anılarını yazıyor.

Tekgündüz, “İletişim öğrenimi tam 41 yıl önce başlamıştı..” başlıklı yazısında, Türkiye’deki iletişim eğitimi tarihinden bahsediyor. Takip edilecekler arasına eklenmesi gereken bir blog..

Uzun uzun yazılarla, İletişim Fakültesi’nde okumak isteyenleri, yanlış yönlendirmek istemiyorum. Benim tek başına yapacak değerlendirmem, bir İletişim Fakültesi öğrencisi olarak objektif olamayacağı için “Ekşisözlük”teki yazarların değerlendirmelerini paylaşmayı daha uygun buldum.

Beklentilerinizi iyi belirleyin, iyi araştırın, tercih etmek istediğiniz fakülteyi 4 yıl okumadan önce gidin gezin, internet sitelerinden akademisyenleri ile dahi iletişim kurabilirsiniz deneyin ve özellikle okuyan ve mezun olanlarla irtibat kurmaya çalışın.

Ekşisözlük bağlantıları:

Türkiye’deki İletişim Fakülteleri

İletişim Fakültesi

bir de şu var:

Sektöre atılacak iletişim öğrencilerine tavsiyeler

İletişim fakültelerinden mezun olan öğrencilerin makus talihidir uzun süreli stajyerlik. Bir ara google’da iletişim ve stajyerlik kelimeleri ile arama yapmıştım, çıkan sonuçların neredeyse yarısı bir memnuniyetsizlik içeren yazılardan oluşuyordu. 4 yıllık eğitimle alakasız işlerde istihdam, maaşsız emek, aylar süren deneme süreçleri vs.vs.

Bir arkadaşım anlatmıştı; bir organizasyon için zarfları ayarlıyorlarmış, içeri giren bir görevli, onu o halde görünce şöyle hitap etmiş: “Seni matbaadan gönderdiler değil mi?” Bu insan 4 yıl Halkla İlişkiler ve Tanıtım okumuş. Radyo Tv’den ve Gazetecilikten mezun olanlar da pek farklı değil. Habere gitmek isteyenleri, sigortasızsın, başına birşey gelir diye göndermiyenler olduğunu bizzat arkadaşlarımdan duydum.

Peki kim yapar asıl işi? Esas oğlan, büyük üniversitelerin diğer bölümlerinden mezun olup, iletişim alanında istihdam olmak isteyendir. İletişim mezunu da onların stajyeri.

TBWA/Istanbul’un, geçtiğimiz yıllarda yaptığı bir afiş çalışması vardı; yumruk yiyen bir öğrenci fotoğrafı ve atılan yumruğun üzerinde şöyle bir ifade: STTTAAAJJJJJ. Bir dönem elimizden bırakmadığımız çizgi-roman karakterlerinden fırlayan bir görüntü sanki.

Bu yıl ki çalışmaları daha da ilginç; demirden bir kafes vce üzerinde bir yazı: STAJYER

Stajyerler nasıl, iyi mi?