Bir Üniversiteli, Üniversitesinden ne bekler?
Nisan 27, 2006
Üniversitemin anfia e-posta grubunda geçen bir tartışma üzerine yazılan yazı'dan:
Sevgili Aytekin,
Size, şu an İletişim Fakültesi öğrencisi olan, adı bende saklı bir dostumun, okulu kazandığında ve okula ilk geldiğindeki izlenimlerini aktarmak istiyorum:
"Bölümüm, İlk tercihimdi zaten tüm tercihlerim İletişim Fakültesi bölümlerinden. O kadar ki, kazanamama ihtimalim olsa dahi, başka bölüm, başka fakülte yazmamıştım. Bölümümü serviyordum. Daha kazanmadan, günlerce reklam ve halkla ilişkiler forumları, siteleri, kitapları arasında vakit geçiriyordum ve hiç sıkılmıyordum. Ama işin garip yanı kazandığım üniversiteme hiç gitmemiştim. Hep hayalini kurduğum o İstanbul Üniversitesi girişindeki yapı, ayrı bir anlam kazandırıyordu düşüncelerime. Nihayet kayıt sonrası fakülteme gittim. Meğer üniversite o yapının arkasında, içinde değilmiş. Neyse tarifle öğrendim ve buldum. "İletişim Fakültesi Stüdyoları" tabelasından içeri girdim. Meğer burada Hukuk öğrencileri varmış, ne alaka ise anlamadım. Asıl binayı buldum.. Güzel bahçe düzenlemesinin arasından savaş kazanan mağrur bir komutan edasında süzülürken, kendisini başvuru kitapçığından tanıdığım Sevgili Rektörümüzü gördüm. Selam verdim ve selamımı alarak yanımdan geçti. "Öğrencilerle iç içe, samimi bir rektör" deyip, güvenin doruğunda bir halet-i ruhiye ile içeri girdim. O Rektör Bey ki, bir öğrencinin ben mezun oluyorum ve bir yönetmen olmakla hiç alakam yok sitemine, yönetmen olmak istiyorsan Paris'teki falanca üniversitede okuyacaktan gibi bir laf ederek beni çok üzmüştü. Neyse sonrasında, Beni okulda karşılayan herkesi olduğu gibi beko televizyonlardı. İnanın ilk düşündüğüm şu oldu; televizyonların birisi sadece reklam yayınlar, diğeri cnn vs. gibi haber yayını yapar, diğeri okulun televizyonudur vs. vs. Beklenti meselesi bu. Lise mezunu bir öğrenci hayallerine sınır tanımıyor neticede. Görüyor ki tüm televizyonlar ulusal kanalları yayınlıyor. Bir tanesi de okulun televizyonunu gösteriyor ama ne seyredilecek yayın var ne de cazip bir görüntü. İşin en ironik yanı, zaten sadece popüler bilginin ayyuka çıktığı dimağları yetiştiren iletişim fakültesi, binasındaki televizyonlarda da, öğrencilerin okulda olduğu saatlere denk gelen, devrin sözüm ona genel kültürüne hitap eden, "biri bizi gözetliyor, sabah sabah seda sayan, benimle dans eder misin, esra ceyhan nerdesin!" tarzındaki yayınlara maruz kalıyordu. Aslında maruz kalmıyor, seyreden bundan büyük bir haz alıyordu!
Öğrenci işleri, -işini yapan ablalarıma teşekkür ederim- bırakın internetten yazmayı halen içeride aktif daktilo kullanılmasından tutun el yazması kağıtlarla duyuru yaptıkları oluyordu. İlk geldiğimde panoları incelediğimde, 2003 girişliyim, 2001 yılının sınav sonuçları duruyordu. Neyin nerde asılı olduğunu bulmak zaten tam bir işkence."
Böyle devam ediyordu. Eminim bu ifadelerdeki ruh halini bilirsiniz. Ben, içine kendi hislerimde karıştığını farkettiğim için yazmayı durdurdum.
Bir üniversiteli, üniversitesinden ne bekler? İşte buna alacağınız cevapların karşılığını, bizim fakülteden yüzdelik dilime vursanız %10'dan fazla alamazsınız. Zaten asıl mesele, öğrencinin ne beklediğini bulması değil, inanın bu böyledir; zira beklentileri karşılasa orası para karşılığı hizmet aldığı bir şirketten başka birşey olmaz. Orası ona beklentisinden kat kat fazlasını verebilecek, ona mevcut şartlar nazarında ufuk kazandıracak bir mekan, mekandan da öte, mekanla sınırlanamayacak (birşey!) olmalı.
Çok mu şey istiyoruz acaba?
E-Posta grubunda, 300küsür öğrenciden ortalama günde sadece 1 e-posta alıyoruz. İşte problemin oluşturduğu sonucu burada görebiliriz. Öğrenci, donanımlı olmayabilir ama okulun ivme kazandırması ile harekete geçmeli değil mi? Ne okul ivme kazandırıyor, ne de öğrenci adım atıyor.
Ya Adım atanlar, atmaya çabalayanlar, hep beraber yapma fikir sancısı çekenler? Ümitlerini kursağında bırakırcasına bir karşılık görüyorlar ki, sanırsınız toplumu bir günaha davet ettiniz ve onlar da doğal olarak karşı çıktı! Buyrun isterseniz iletisimhatti'nin arşivini inceleyin. Birkaç Aytekin'de orada bulacaksınız!
Hasılı, günahınız size kalsın Aytekin dostum, siz, şeytanınızla hem dem olunuz ama şunu bilin ki, siz istediğiniz kadar uğraşın biz böyle cennete gireceğimize eminiz diyen bir güruh var karşınızda!


Leave a Reply